sancı

Boş kuyulara dolarken su;
Yağmurlar kuru.
Öksüz şimdi tüm sevmeler
Belki de düşünceler..

Kim bilir belki de sen yan(ıl)dın
Belki de dakikalar,
Yanılan bedendir aslında beyne
Şizofren olmak tam da buna benzer;
Çevirin hadi ruloyu
Başlasın hikaye…

Dinen yağmurlar kuraklığa vesile
Ayazlar sert,
Süpürürken boşvermişliği
Ceplere sorular yağıyor
Cevaplar saklı hazine
En iyisi korsan olmak
Şöyle tek gözü kararmış
Tek eli alçıda..

“sıva babam sıvaaa”

Hadi oynayalım oyunları hayat,
Mızıkçılık yapan ölsün.!
Her gün küçük küçük ölürken üstelik,
Kazanan da yok kaybeden de nasıl olsa!

Köşeyi döndü hayaller bak,
Ama önü su birikintisi
Fark edemedi yine.
Kanatları ıslak kelebekler avuçlarda
Güneş yok
Sıcaklık yok
tek yaşam belirtisi nefes,
O da zaten refleks.
Ne kaldı geriye,
Oksijen al karbondioksit ver
Kanıda pompalar nasılsa kalbin,
Ölmüş sayılmazsın henüz
için mezarlıklara bekçi iken üstelik..

Bal çalıyorlar diline,
Yine de acı işte sözler
İçilen kahvenin telvesi var dünde
Acı hatıralar;
Eee kolay mı 40 yıl hatra
40 yıl sancı hediye..!

“böylesine evladiyelik denir de,
Duymasın şimdi keşkeler onlarda tutturur promosyon diye”

Bitmez arkadaş dert dediğin,
Çektikçe gelir dibe vuran demir
Sonlara doğru daha da ağırdır hem.
boşa vira yapma artık.
savur gitsin tekmeni
Uhuuu..
Gördün mü boomerangı?
Nasıl da döndü dolaştı vurdu sahillere
El salla şimdi geleceğe,
Geçmişin gölgesiyle yürürken
Kendi gölgen kayıp
Hükümsüzlüğü bugünlerde.!

Gün uzanıyor usulca,
Gün aymıyor ama
Kafan karanlık
Yarın karanlık
Efruzu kayıp gözlerinin
Öyleyse uyuyun.!
Ne de olsa çocukken uyanık
Büyüyünce bulanık oluyor insan.

“Ve perde açılıyor semada,
Dimağın kırpıştırırken gözlerini
Bilinç altın rüya diyor bu olanlara
Gerçeğin yansıması yok
Bilinmezliğin şaşası sinemalarda”

Başrolde gerçekler
Figüran yine bahar sancısı..

tıkabasa

Zihnime çöreklenen öykü
-hadi git! Koş bensiz uzağa-
Zaten son mecali kalemimin kağıtlara
Aşsam karanlığı,
hangi ışık aydınlatır?
kaynağı uzaklardayken üstelik..
Denizler gelgitli
Islanan ıslanır mı bir daha?
enkaz bir daha çökmez ki
Sus..

Öyküler sevişip anılara gebe kalıyor
Doğum sancısı yarın.
Beklenen an vuslat.
Mesafelerle eskidi düşüncelerim
Kafamın içi hurdalık şimdi
Satsan satılır aslında
Ama kalsın,
Antika ne de olsa.!

Bugünün makulü, yarına maktul
Yorgunluk çaresizliğe belirti
Belirdim yine
Yıldızlar beni seyrediyor
Düşüyorum
Hadi tutun dileklerinizi…

efkar

Ben efkardan önümü göremiyorum, senin bana dediklerine bak.
Her taraf duman, kapıyı açamıyorum. Kendim dahil, kimseye gidemiyorum.
Kafamın içinde yolları doğrultamıyorum, gelenlere gidenlere dikkatle bakıyorum, kimsede seni göremiyorum.
Tek bi şarkıdır, yıllar oldu dinliyorum. Kasvetse kasvet, odama balkonuma beynime çöktü.
Felsefenin dandik bi dalı gibi hissediyorum, netliğe ulaşamıyorum.

Söyle onlara, bana dokunmasınlar, sevmiyorum.
Hepsiyle konuş, hepsini uzak tut benden, yıllardır bunun savaşını veriyorum.
Vaktimin çoğunu buralarda harcadım, artık yerin dibine girmek istiyorum.
Sözde benim içindi gök, düştüğüm menzile dön bi bak, yurdumu hala bulamıyorum.

Ben efkardan önümü göremiyorum, senin bana dediklerine bak.
İçime işleyen bi işkence var benim, acısı somutlaşmaya yakın.
Göz önünde duran ama bulunamayan eşyalar gibi hissediyorum kendimi, annen olmadan sen bile bulamazsın beni.
Artık o kadar uzaklara geldim ki giderken, yoruldum da yetmedi hala buralardayım yeni anladım, yoruldum da anca uslandım, uslandım da bi işe yaramadım.
Şikayetçi olmayalı senden, olayını hala anlayamadığım varlıktan, işsizlikten doğan şu evrenden falan, uzatmaya lüzum yok, çok zaman oldu.

Benimde nazım sana kadar işte, kader mi dersin, yazık mı, umrumda değil.

Ama tek isteğim var senden, söyle, kimse dokunmasın bana sevmiyorum, efkardan önümü göremiyorum, sen dahil kimse durmasın artık burda, yıllardır seni içimden atmanın savaşını veriyorum.

saygılar…elzem