kon3

kış geldi yine. uzadı geceler bak. uzun bir geceyi tek başına devirebilmek için karanlığı seçmek gerekiyor. sizin bitmeyen hakaretlerinizle geçmemeliydi zaman. kinle, yasla beslenecek bir kalbe sahip değilim zaten, biliyorsunuz. peki ya sen? yalansız sanmadım hiç bir zaman, ama kendinizi bile kandırabileceğiniz aklıma gelmedi hiç. neden gelmemişti? bilmiyorum ki. sizin mağrur duruşunuza mı kapıldım yoksa? sanmıyorum. Yazın bittiğini görüyorsunuz siz de. Aldanmayın ne olur güneşli günlerin cazibesine. Kış gelecek ve evet biz yine kabuklarımızı yenileyeceğiz. Kışın daha bir kapanık oluyor insan içine. İçim… İçimden Sessice Çekip gidişleriniz olurdu, kalıp öpüşleriniz. Hem yüksek bir dağa çıkar gibiydiniz, hem düz ovada yürür gibi. Her ikisi de oluyordunuz bazen. Yani hem çok yalancı, hem çok dürüsttünüz şehrin akşam üstü esintisinde ve sabaha karşıları yatak içlerinde.

Eski bir türkü gibi çekmiştim içime sizi… Belki biraz Akdeniz kokuyordunuz, hatırlıyorum belki de biraz yaz… En çok da Tuzla’nın boynu bükük havasına karışıyordu sesiniz. Susuzluğunuzu hatırlıyor musunuz peki? Hatırlamak… Bazen aklıma geliyor en neşeli haliniz. Bir de… neyse!

Unuttuğum çok şey var size ait. Ah unutmak istemedikçe, kaybettim bir çok şeyi. Sahi, ben neden kızmıştım? Neden içimdeki bu his? Olsun. Güzel şeyler söyleyin istedim bana. Çünkü unuttukça sevmek istiyordum sizi.

Kapılardan sessizliğiniz sızıyor bu yüzden. Çünkü eskiden siz vardınız. Size sakin bir cümle daha kurabilir miyim? Bazen özlediğimi hatırlıyorum. Bazen de sizsizliğimi…

syg.

Advertisements

kon2

eskiden ne kadar güzel bir gülüşün vardı… içteniçten.. sıcak sıcak.. bunun içindir sadece sen mutluyken içerdik. yaz da geçti. kış geliyor yine. yığılıp kalacağım. sen beni bilmezsin, üşüme basar aniden. titretir. işte öyle bir günde hiç sarılmadın bana mesela? üstelik bende migrende var. geceden sabahın karanlığına vuran saatlerde… kendimi aradığım oluyor bazen içinizde. aslında size yasaklar koymadım hiç, serbest bir şekilde işgal ettiniz, kaybettiniz, terkettiniz, kazandınız. nefretlerinizi büyütmüşsünüz hepte. yapmasaydınız keşke. yasak dediğiniz şeyler sizi kaybetmekten korktuğum içindi. bu ne demek biliyor musunuz? işte kayboldun. belki sonra anlayacaksınız beni.

syg.

benzer

Sen… Evet sen…
İçine edip en güzel düşlerinin
Asla bırakamadığın alışkanlıklarınla
Seni sana anlatışlarımı
Ve tüm tanrılarını bir sözle
Bedeninden ayırdığımı
Ne kadar ve nereye gidersen git
Hazmedemeyeceksin…

Şehri üstüme yıkmayı
Parmaklarımı kırmayı
Ve beni öldürmeyi istediğinde
Anlayacaksın…

Benim ulan benim
Senin tek benzerin…
Kendinden kurtulamayacaksın…

eskiyen

“Hiçbir kelime yakışmaz
Yarım bıraktığın cümleyi
Tamamlamaya…
Onursuz bir şarlatan olur
Saklanır
Gülümsemelerim
Yorgan altlarına…

Sen gidersen eğer

bulanır bu şehir
bir delinin
gözyaşı yangınıyla…”

 

uzatmalar

Şimdi burada bırak beni.
Şehrin cevapsız kalmış sorusunda
Kasıklarında…
Orada sırtımı dönüp herhangi bir adama
Uyuyacağım yüz üstü.
Bağlı ne kaldıysa ruhumda
Ve ne kadarını ıslatmışsam düşlerimin
Dehşetin uçurumundan ne kadar çok istediysem bakmayı,
İrin, iltihap, herhangi bir ızdırap,
Anlamsız bir cümle ile iki yüzlü sevdaların gözbebekleriyle vurulup,
Üstüme çekemediğim, kendime benzetemediğim ne kaldıysa
Sana adayacağım.

Şimdi burada bırak beni…
Ellerinin sırrında, aklının hiç ermediği bir olayda,
Kış mevsiminde, uyuyamadığın bir gecenin sabahında
İtiraflarının tam ortasında…
Çaresizliklerin küfre çevrildiği,
Dilsiz kalmış bir duygunun fizik ötesi varoluşunda,
Denizin sana hiç vurmayan kıyısında,
Bulutların ve martıların ve trenlerin
Ağlamasını bir teras balkonundan izleyip,
Seni suçlayacağım.
Seni vuracağım sabahların Kapalıçarşı kalabalığıyla.

Terk et beni!
Ağzın yine korkak, gözlerin yine sakin
Ve sessiz ve ciddi ciddi
Hep aynı repliği tekrarlayarak
Kaçarak kendinden, şehirden, hazmedemediğin her şeyden
Zamanı kalbinden, bizi tam on ikiden vurarak,
Beni yüzüstü, beni paramparça, çırılçıplak
Kızgın, öfkeli ve beni bir “hiç” sayarak
Bırak!

Orada, şimdi orada
Aslını inkar edemediğim bir sevdanın kızlığını
Senden sonra, senin için, büyük kaybedişlere karşı koyarak
Bozacağım.

Çünkü,
Ölüm ve kin ve sevmek,
Bütün ahmaklıkları hak eder.
Biliyorum, biliyorsun, biliyorlar
Bu kadar saçmalamak, bizim gibileri için fazlasıyla yeter!

Boğazıma kadar pişmanlıkla dolmuş gibi
Pencerelerin hepsini açık tutarak,
İçimde intihar eden Tanrıya inat,
Sonra ben de, bir gün ben de
Acılarımı alıp giderim kelimelerden…

sendrom

Aklına gökkuşağı kaçır;
Sorusuz, cevapsız, zamansız olsun.
Kuşları, denizi, balıkları
En çokta imkansızı düşün.
Sesini titret ve ince belli çay bardaklarını
Kavra sağ elinle…
Mahmur bir güneş doğur kısık sesime.
Pazartesi endişesine takılan fikrinde
İmkanların olayım…

Falanca bir evin, falanca katında,
Ama illa ki göğsünde, illaki avucunda
Petunyalar büyüt!
Sabaha karşı sarsın yaprakları
Ürkek ve dengesiz ellerimi…
Soyunduğun iklimleri bana giydir.
Pazartesiye edilen küfürler eşliğinde
Sırdaşın olayım…

Çok basit, çok sıradan ve çok güzel
Düşlemek ikimizi sinema kuyruklarında
Diyorken,
Gazetelerdeki her manşette adını görüyorum.
En beter halüsinasyon işte.
Ya da benim istediğimdir sığınmak adına.
Yani bilmiyorum, yani bilmek de istemiyorum.
Sen de bilmek isteme!

Filanca saatte, filanca durakta
Seni bekliyor olayım

Hayır güzelim, tam olarak bu da değil

Pazartesi kanaması geçirdiğin her saatte
Akşamlarına dökülen şarabın olayım.

Göl gibi, saz gibi, deniz gibi,
Gece yarıma açtığında kartlarını
Seni aldatıyormuşum gibi gelse de
Hayır güzelim ne münasebet!
Aklının dehlizini avuç içimde oynattığımda
Pazartesi yalanlarının girdabına düşerek
Namussuzun olayım…