dokunmak külliyen yalan
gidiniz
gelmeyecek gibiydiniz ya hep
şimdi ölmüş gibi gidiniz
lakin ricadır
esrik bir koku bırakınız ardınızda
sonra gümüşi çerçevelerde büyütürsünüz
adları sus
ve pus olan evlatlarınızı

Advertisements

yer

savrulan etekleriyle geçen kadını anımsarım
bir ses
bir seda billahi
duydum daha evvel de aynalar kadar aynılarını
öğrendim ki ses olan ilkin yalan olur

bazı bazı dar sokaklardan geçerim eve giderken
burkularak
çok sevmem yürümeyi
fosforlu ışıklı bankları severim
fotoğraflarda şaşkın çıkan kadınları
falcı çingenelerden kaçışlarını
her an aşka çağıran gözlerini

berberin aynasından sonsuzluğa uzanan enseme bakıyorum
yüzüm hep burada
biraz kaçak gözlerim
anneme soruyorum “istenmeyen miydim?” diye
“neden hep mülteciyim
neden evsizden hep bir tık daha iyi”
“şükret” diyor bir ses
“kaçak yolcusu olduğun bu gemi de batsın mı ya”

öyle ya!

korkma!
bana senden söz etmeyeceğim

Dürüst olmak lazım
giderken arkama bakmadıysam da
camından baktım arabanın
balkonundan apartmanın
işlek cadde kenarlarında durup baktım önümden geçenlere
bazılarına aşık bile oldum
büyük aşklardı
sonunda hep ben öldüm.
beş yüz kırk bir kere maşallah bana
her otobüsten inene baktım
her binene
dürüst olmak lazım
ben aslında hep
tam da bu kadar hayal kırıklığına uğramıştım.

Ne diyordum?

Ben hayata sondan başladım
sonundan başına kadar
yapayalnızdım

lakin korkma!
yer saptamasıydı bu
bana benden bahsetmeyeceğim.

dedim ya hayat bu
sadece bazısı yaşanılası.